Bir zamanlar, sabahın ayazıyla uyanan bir çocuk vardı.
Yokuş yukarı, Az Tepesi'ne doğru yürürken her adımda ayakkabısına sinen toprak kokusu, kaderine yazılmış bir dize gibi düşerdi belleğine.
O çocuk şimdi büyüdü.
Ama içindeki Bingöl hiç yaşlanmadı.
Zaman, Kartal Dağı'nın eteklerinden süzülüp Çapakçur Çay'ında yıkanırken, biz şehirlerde kirlenen kelimelerle konuşmayı öğreniyorduk.
Ama bir gün, bir çobanın elinde yarısı kopmuş bir kaval sesiyle hatırladık:
Bazı sesler, suskunluğun içinden daha çok bağırır.
Artık hiçbir şehir, bir annenin tandır başında yaktığı kılam gibi ısıtmıyor içimizi.
Hiçbir asfalt, Kiğı’nın taş döşeli yolları gibi öğüt vermiyor ayaklarımıza.
Ve hiçbir balkon, Genç’teki eski bir evin üzüm asması altında gölgelenen gökyüzü kadar samimi değil.
Ey yitik hafıza!
Bize çayını uzatan yaşlı amcanın tebessümünü ve kahvede satranç oynarken "hop hop paket!" diye bağıran ustaların esprilerini neden unutturuyorsun?
Şimdi her şey beton, her şey dijital, her şey yabancı.
Ama hâlâ Yado Çeşmesi’nin taşına başını yaslamış bir anı gibi duran eski mahallenin çocukları var içimizde.
İsimleri değişti, şehirleri değişti ama içimizde hâlâ o yazsız, kışsız, mevsimsiz Bingöl duruyor.
Ve her özlem gecesinde, o eski rüzgarlar fısıldıyor kulağımıza:
“Unutma, sen Çevlik'e aitsin.”
İçimizde taşınan Çapakçur, bir coğrafya değil artık.
Bir hâl.
Bir sükûnet.
Bir yokluğun içindeki varlık.
Ne zaman bir mendil koklansa,
Ne zaman bir zılgıt yükselse,
Ne zaman bir duvar dibinde gölgelenen çay bardağının buğusu gözyaşına karışsa...
Orada Bingöl vardır.
Bazen bir tarlada yarım kalan dua,
Bazen mezar taşında silikleşmiş bir soyadı,
Bazen sadece “Fesuphanallah” diyen yaşlı bir kadının bakışıdır Bingöl.
Ve işte biz…
Zamandan azat edilmiş bu köşe yazısında,
yalnızca şehri değil, kendimizi arıyoruz.
Çünkü kimi şehirler doğduğumuz yer değil;
Unutamadığımız bir dua,
Saklayamadığımız bir sızı,
Hatırladıkça yutkunamadığımız bir iç çekiştir.
Ey Bingöl!
Sen bizim içimizde tutamadığımız bir gözyaşısın.
Ve ne garip…
Her okuduğumuz şiirde,
Her yazdığımız yazıda,
Her söylediğimiz türküde,
Her yaktığımız ağıtta yine sana ünlüyoruz.
Ey Bingöl!
Sen, benliğimizde anıların saklandığı, eskimeyen özlemlerin şiirisin.











Yorum Yazın
Facebook Yorum