Bingöl’ün taşlarında, çamurunda, asaletli sükut-unda yaşayan insanlar var; görünmeyen yükleri, duyulmayan çığlıkları, onarılmayan hayatlarıyla...
Günün hafif sisli sabahlarında, Çapakçur’un su sesiyle uyanan insanları..
Hamalın sırtında yük,
Memurun cebinde umudunun kırıntısı,
Temizlik işçisinin eldiveninde yorgunluğunun izleri,
Tezgahtarın rafına dizdiği ürünü kadar imgesi,
Manavın kasasında güneşin sıcaklığı…
İşsiz genç, kağıt toplayıcısı çocuk,
Çifçinin sabanın gölgesinde duası,
Dilencinin, gölgesi bile dinlenmez köşesi,
Evsizin, gökyüzünü tek yastık bilmesi;
Engellinin, bedeninde sınırlarla yürümesi,
Bu manzaralar sıradan insanlar değildir;
Onlar, şehrimizin kimsesiz silüetleridir.
Kiğı’nın tarih kokan sokaklarında,
Kral Kızı Kalesi'nin nöbet beklediği Genç Köprüsü'nün altında,
Yayladere’nin çiğ düşlerinde,
Solhan’ın Kırık Köprüsü'nde
yaşar bu öyküler.
Ve bazen asfaltın eskiliği, bazen köy yolu mucuru hepsini çapalar bedenlerine.
Doğa cömerttir Bingöl’e dağlar, vadiler, çiçekler.
Toprağı verimli, insan unutulmuş memlekette.
Bir evsiz, Mirzan Tepesi’nin soğuğunda “Evim nerede?” der.
Rüzgar uğultusuyla birleşir sorusu.
Bir engelli için yol, kaldırım tuzak;
Merdiven isyan, erişimi masaldır.
Mütahitlerin projelerinde beton pahasından fazla, metrekare hesabı tam, ama insan hayatı noksan.
Yerelin hizmetinde gelecek vardır,
sokaklar hâlâ yamalı bohça, hâlâ birikintileriyle su kuyusu aranır, evlere hoşaf renginde abı hayat suyu sağlanır.
Mülkiyenin makamı yüksek; ama çöp konteyneri altındaki çocuk yüksekliği düşleriyle ölçer hep.
İşçi sabah güneşiyle yarışır; güneş yüzünü görmez. .
Tezgahtar, umut da satar meyvesini satarken,
Her alıcı, o umudun karşılığını mı verir bilmez.
Kağıt toplayıcısı çocuk yağmuru bekler; kağıt ıslanınca değer kaybeder, yağmayınca umudu çürür.
Memleketin kalkınma raporlarında "yaşam standardı yükseldi" denilir.
Bir evsiz gece sığınağında uyuduğunda
rakamlar hangi rüyayı anlatır?
Bir engelli rampa istediğinde
planlara çizilen çizgiler nereye gider?
Çözüm, lafla peynir gemisi yürütmekte değil, yalnızca somut adımlarda görülür, ceman yekün bizim gemimiz iki türlüde yürümüyor.
Sokaklara, kaldırımlara erişim rampaları, engelli dostu düzenlemeler.
Evsizler için sıcak sığınaklar, çarşılarında insana lazım yüz numaralar.
Çalışanlar için çalışma saatleri, maaş adaleti, mesai hakkı;
Mahrumiyetidir tezgahtar, manav, hamal gibi emekçilerin sosyal güvence hakkı.
Yollar, altyapı, su sorunları köy ve ilçe eşitsizliklerinin varlığı.
Şeffaf, liyakat temelli projelerde halkın karar süreçlerine ne zaman olacak söz hakkı.
En çok da kalpten adım atmalı.
Bir melodi yakalayabilmek için gözlerin, ellerin, yüreğin suskunluğuna karşı durmalı.
Evsiz, gece yıldızlara baktığında yalnız olmadığını duymalı;
Bir engelli, rampada yürürken sen varsın denildiğini anlamalı.
Bir çocuk, kağıt poşetle topladığı umut kadar büyük düşler kurmalı.
Şehir, yalnızca beton değildir;
Meskun olanlarının ruhudur.
Toplamda Bingöl’ün ruhu.
Derelerinde şarıldayan su sesiyle,
Vadilerinde açan çiçekleriyle,
Yarım kalmış projelerin hüznüyle yaşayan insanla yazılır.
Yaşam kalitesi sayıların ötesidir.
Adalet, vicdan, eşitlik…
Bunlar sokakta eksilen değil;
Her insanın hak ettiği keyfiyette yeniden dirilen gerçekleridir.
Akabinde bilinmelidir ki, Bingöl, sadece doğası ile değil, nitelikli yaşatılan insanlarıyla güzeldir.
Bir şehir, sadece yollarıyla değil; içinde yürüyenlerin hikâyesiyle var olur.
Ve bazen en derin çatlak, toprağın değil, görmezden geldiğimiz meskun olanların yüreğindedir. .
Unutma; her görünmeyen eksiklik, bir başkasının yükünü çoğaltır.











Yorum Yazın
Facebook Yorum