İnsanın geçmişi yüzüne çarpan ferah bir esinti gibi, ansızın hatırlatır kendini.
Bir film sahnesinde duyduğumuz o cümleyi unutmayız:
“Herkesin özlediği, düşlerini kurduğu bir şehir vardır.”
Bizim de var…
Sadece bir şehir değil; içimize işleyen bir hafıza, bilinçaltımıza kök salan bir başlangıç noktasıdır o.
Gözlerimizi dünyaya ilk kez açtığımızda yüzümüze düşen ışığın adını taşır.
Kesme taşlarla örülmüş yollarında dizlerimizi kanattığımız günler hâlâ içimizde sızlar.
Bostanların arasında yankılanan gülüşlerimiz hâlâ dudaklarımızın kıyısında saklanır.
Ekonominin yokluğunu, doğanın cömertliğiyle unuttuğumuz o zamanlarda çocukluğumuz elma, armut, kayısı, ayva kokardı.
Tek katlı toprak damlı evler hafızamızda kehribar taneleri gibi dizilirken, prefabrik evlerin depremlere karşı omuz omuza verdiği direniş halkın kaderine benzer: sabırlı ve dayanaklı.
Auer sobasının hafif çıtırtısı bugün bile soğuk gecelerimizi ısıtır, yalnızlığımıza eşlik eder.
Evet…
Bizim bir şehrimiz var.
Bedenimiz büyüse de ruhumuzu büyütmeyen; bizi zamanın dışına çıkaran bir şehir:
Bingöl.
Çabakçur.
Çevlik.
Şairlerin ilham aldığı, ozanların ağıt yaktığı, “Bingöl, dört dağ içinde” diye adına türküler yakılan şehir…
Güneşin doğuşuyla ödüllendirilmiş iki mekândan biri.
Suyuyla şifa, insanıyla vefa, dağlarıyla vakur bir meskun mahal.
Ama her sabah uyandığımızda yeniden fark ettiğimiz bir gerçek var:
Biz hâlâ aynı yerde duruyoruz.
Hem coğrafi hem zihinsel hem de duygusal olarak…
Bu toprakların tarihi, yeryüzünün kadim hafızasına kazınmış gibidir:
Mitaniler, Hititler, Urartular, Asurlar, Medler, Persler, Selçuklular, Safeviler, Osmanlılar…
Kimisi barış, kimisi savaş, kimisi uygarlık taşımış bu topraklara.
Fakat hepsinin ortak kaderi şudur:
Hepsi geçmiş, Bingöl kalmış.
Kanuni’nin sancak düzeninden 1936’da il oluşuna, 1945’te adının Bingöl’e dönüşüne kadar uzanan her satır bir varoluş mücadelesidir.
Her dönem bir yeniden doğuştur.
Peki bugün?
Bugün şehir kimsesiz.
Bugün şehir yetim.
Bugün şehir hatırlanmamışlığın ağır uykusunda.
Seçimden seçime anımsanan, bayramdan bayrama yoklanan bir memleket...
Hizmeti hak eden ama hizmete bir türlü doyamayan bir şehir.
Yıllarca oyunu, sevgisini, sadakatini cömertçe veren; fakat karşılığında çoğu zaman sadece vaatlerin gölgesini gören bir Bingöl.
Ve yine o sarsıcı gerçek:
Biz hâlâ bıraktığımız yerde duruyoruz.
Nasrettin Hoca’nın Karakaçan’ı misali…
Dünya dönüyor, şehirler yenileniyor, insanlar değişiyor; biz ise aynı notanın üzerinde bekliyoruz.
Bir ileri, bir geri…
Bir umut, bir hayal kırıklığı…
Bir seçim, bir unutuluş…
Oysa hayat bize basit ama büyük bir gerçeği gösteriyor:
Her şey birbirine bağlıdır ve her şey değişir.
Gelişmişlik, biriken hizmetlerin toplamıdır;
niteliğin insana, şehre ve geleceğe dokunmasıdır.
Peki Bingöl bu nitelik pusulasının neresinde?
Bugün tam da eksikliklerin merkezinde duruyor.
Hem zengin hem fakir; hem güzel hem kimsesiz; hem umut dolu hem umutsuz.
Hem var, hem yok gibi…
İşte tam da bu yüzden değişim kapıdadır.
Ve o kapıyı açacak olan yine biziz.
Şehrin fiziksel dokusu yeniden inşa edilmelidir.
Turizm beklenen değil, planlanıp üretilen bir değere dönüştürülmelidir.
Yerel üretim güçlendirilmeli; tarım, hayvancılık, ekoturizm, tanıtım ve marka kent vizyonu bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Gençlerin dönmek zorunda değil, kalmak isteyecekleri bir şehir kurulmalıdır.
Deprem gerçeği dikkate alınarak yeniden şehirleşme planları yapılmalı; sosyal çalışmalar kadın, genç, yaşlı ve engelli bireyleri kapsayacak şekilde genişletilmelidir.
Ve en önemlisi, kent doğayla uyum içinde büyümelidir.
Doğayı inciten değil, doğayla birlikte gelişen bir hizmet anlayışı benimsenmelidir.
Bingöl, kendini hizmetin kıyısında değil, merkezinde görmelidir.
Bizim özlediğimiz bir şehir var.
Türküleriyle, acısıyla, ışığıyla, doğasıyla, yalnızlığıyla var olan bir şehir…
Ama artık çok iyi biliyoruz ki bu şehrin geleceği, kimin neyi vaat ettiğinde değil;
bizim neyi talep ettiğimizde, neyi değiştirmeye hazır olduğumuzda saklıdır.
Ve asıl soru tam da burada sorulur:
Aynı yerde durmaktan vazgeçmek için üzerimize düşeni yapıyor muyuz?











Yorum Yazın
Facebook Yorum