Efrayim için Bingöl ayağa kalk!
Bingöl, Efrayim'in nefesinde yeniden doğar.
Çapakçur'un kalbi, Efrayim'in ebeveynlerinin duasında atar.
Çevlikliler, insanlık sınavını masum Efrayim'in gözlerinde verir.
Bugün o gün, Bingöl.
Bugün vicdanının sesini Efrayim’in nefesinde duyman gereken gün.
Bir bebek var: Efrayim.
Adı küçük, mücadelesi büyük.
Gözleriyle konuşuyor, nefesiyle direniyor.
Bizse nefes almayı hiç bu kadar anlamlı düşünmemiştik.
Efrayim, SMA Tip 1 adı verilen o sinsi hastalığın içinde, kasları yavaş yavaş susturan bir çaresizliğin ortasında yaşıyor.
Tıpta adı Spinal Musküler Atrofi.
Ama aslında bu, bir bedenden çok bir umudun savaşı.
Motor nöronlar dört nala koşan at adımlarıyla tükeniyor; hareket, gülüş, yaşam birer birer gidiyor.
Kaslar güçsüzleşiyor, beden yavaşlıyor, nefes daralıyor.
Ama kalp hâlâ çarpıyor.
O minik kalpte Bingöl’ün inadı, Anadolu’nun direnci var.
Bu hastalık nadir deniyor.
Oysa nadir olan hastalık değil; hatırlamak, sahip çıkmak, duymak…
Ülkemizde üç bin kadar çocuk bu savaşın içinde.
Her yıl 150 bebek dünyaya nefesle değil, mücadeleyle doğuyor.
Ve her biri “Benim sesim olur musun?” diye haykırıyor.
Tedavisi var.
Umut var.
Ama umut pahalı.
Çünkü bu tedavi yalnızca bir ilaç değil, bir genin yeniden yazılması demek.
Bir bebeğin yaşam koduna "devam et” komutunu göndermek…
Bilimin mucizesi kadar, insanlığın da imtihanı.
O mucizeye Zolgensma deniyor.
Bedeli iki milyon Amerika Dolarıdır.
Bir nefesin fiyatı bu kadar mı olur?
Evet… Hayatın rakama sığdığı bu denklem, insanlığın en acı aynası.
Ama işte tam burada, Bingöl’ün kalbi devreye giriyor.
Bingöl ve yedi kardeşi…
Birlikte olursak, Efrayim’in nefesini kurtarabiliriz.
Çünkü Efrayim sadece bir bebek değil.
Efrayim, bir vicdan metaforu.
Efrayim, Bingöllünün kalbinde kurulan mahkemenin adı.
Biz o mahkemenin tanıklarıyız.
Annesi geceleri dua ediyor; elleri titriyor, sesi kısılıyor:
“Allah’ım, benim nefesim ona yetse, verirdim…”
Babası, Bingöl’ün soğuk sabahlarında yeni bir umuda sarılıyor:
“Yeter ki yaşasın…”
İşte çaresizlik bu; kapımızda usulca duran bir misafir.
Bir insanın elinden gelen her şeyi yapıp yine de "daha fazlası olmalıydı” diye düşünmesi kadar ağır bir duygu yoktur.
Ama çaresizliğin karşısında bir çare var:
DAYANIŞMA.
YARDIMLAŞMA.
Çünkü Bingöllünün kalbi Büyük Okyanus kadar derin, şefkati Everest Dağı kadar yüksektir.
Bingöl, nice yaraları sardı, nice acıları omzunda taşıdı.
Şimdi sıra, Efrayim’in kaslarına umut dokumakta.
Unutma Bingöl:
Bir kahve, bir çay parası bir mucizenin ilk adımı olabilir.
Bir paylaşım, bir nefesi çoğaltabilir.
Bir dua, bir genin kapısını aralayabilir.
Efrayim şu anda yaşamla ölüm arasında, ince bir ipin ucunda.
O ipin diğer ucunda biz varız.
Ve o ip, ancak DAYANIŞMAYLA kopmaz.
Bir an gözlerini kapat, düşün:
Eğer o bebek senin evinde olsaydı?
Eğer o nefes senin çocuğunun nefesi olsaydı?
Ne yapardın?
Belki şu anda kalbinin içinde bir cevap dile geliyor:
“Koşardım.”
İşte tam da o anda koş, Bingöl.
Ben, sen, o, biz, siz, onlar… hepimiz.
Bir vicdan zinciri gibi el ele verelim.
Bir umut köprüsü olalım.
Çünkü insanlık, artık Efrayim’in gözyaşında saklı.
Yüreğimiz, Efrayim’in annesinin duasında sınanıyor.
Bugün hep birlikte konuşalım:
Efrayim yalnız değil.
Bingöl Efrayim olursa, Efrayim yaşar!
Belki birgün sabah olduğunda…
Güneş Bingöl’ün dağlarından doğarken, bir evden minik bir kahkaha yükselirse, bil ki o kahkaha sadece Efrayim’in değil; bir şehrin, bir ülkenin ve insanlığın yeniden doğuşudur.
Çünkü bir çay parasında, bir paylaşımda,
bir duada saklıdır şifa veren mucizeler…
Efrayim’in nefesi, bizim vicdanımızın sesi olsun.











Yorum Yazın
Facebook Yorum