Günler vardır.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü de bunlardan biri.
Takvimde sessizce durur,
ama yüreğine dokunur beşerin.
Görünmez bir el gibi,
kalbin kapısını tıklar.
O gün insan anlar:
Mesele tarih değildir, aynadır.
İnsan aynanın karşısına geçer,
yüzüne bakar,
utanır,
düşünür,
fısıldar kendi içine:
“Ben kadına nasıl bakıyorum?”
Toplumun gerçek yüzü,
meydanlarında değil,
kadına verilen değerinde saklıdır şehrin.
Şehrin kalbi,
kadınlarının gözlerinde atar.
Şehir,
Ütopya...
Adını kim koydu bilinmez.
Her sokağı bir aynadır,
her pencere vicdanımıza bakar,
her kapı kalbin içine açılır.
Kadın Ütopya şehrinde
sadece bir insan değildir.
Kadın:
Annenin sabrı,
kız çocuğunun sabah gülüşü,
evin görünmeyen güneşi,
toplumun kalbinde atan merhametidir. .
Sessizce hayatı dokuyan,
görünmez mimarı.
O mimarın elleri kırılır;
bir sözle,
bir bakışla,
Ya da suskunluğuyla dillerin.
Şiddet her zaman somut değildir.
Sessizliktir,
kapının sert kapanışı,
kadının yavaş yavaş görünmez oluşudur.
O zaman Ütopya’nın aynaları buğulanır.
Şehir büyür,
binalar yükselir,
yollar uzar.
Toplum
kadının kalbini incitiyorsa,
küçülür.
Sessizce,
derinden derinden,
karanlığa doğru küçülür.
Kadın,
hayatın en güçlü mimarıdır.
Toplum kadına değer veriyorsa,
geleceğini inşa ediyordur.
Kadına saygı duymayan toplum,
kendi yarınlarını karartıyordur.
İnsan durur,
koşmayı bırakır,
yüreğinin sesini dinler,
yeniden sorar:
“Ben kadına nasıl bakıyorum?”
Dünya bir günde değişmez.
Bir bakış değişir,
sonra kalp,
sonra ev,
sonra şehir.
Bir gün…
Ütopya’nın bütün aynalarında
aynı yüz görünür:
Başını eğmiş bir insan,
vicdanına bakıyordur.
Korku yok;
merhamet vardır gözlerinde.
Aynalar fısıldar:
“Toplumu büyüten güç değil,
kadına gösterilen saygıdır.”
O an insan anlar:
Kadına bakışın rengini değiştirirsen,
dünya yavaş yavaş yaşamın aydınlığına döner











Yorum Yazın
Facebook Yorum