Hiç unutmam.
Yaşayan bendim; anlatan da yine ben.
Karın yalnızca yağmadığı, zamanın da yere indiği bir gündü.
Sekiz, dokuz yaşlarında bir çocuktum.
Üzerimde çiçekli, lila bir gömlek vardı.
Bingöl Merkez Yeşilyurt Mahallesi’nde, tipinin sesi meskûn mahallin sesini bastırdığı bir kış gününün ortasıydı.
Kar bir metreyi geçmişti; göz gözü görmüyordu.
Bir köyü andıran şehrim, beyaza teslim olmuştu.
Bir hayırseverin ilk adımının açtığı, sonra insanların adımlarıyla patikaya dönüştürdüğü o kaçak yola girdim.
Haritada yoktu bu yol, tabelası da.
Ama herkes bilirdi.
Evine gidenler, dönenler, kaybolup yine bulanlar hep oradan geçerdi.
Tek katlı prefabrik evlerin kapılarında kar birikmişti.
Kapılar artık bir eve değil, görünmezliğe açılıyordu.
Ev sahipleri karı küreyip kapı önlerinde durur,
kapıdan kapıya değil; yürekten yüreğe
konuşurdu.
Yağan kar, insanları birbirine daha da yaklaştırıyordu.
O çiçekli, lila gömlekle yürümeye başladım.
Ayaklarımın ıslanıp ıslanmadığını hatırlamıyorum.
Belki çocukluktu beni koruyan.
Belki inanç.
Belki henüz kirlenmemiş sorular…
Daha o yaşlarda kendime sorardım:
Ben kimim?
Nasıl yaşamalıyım?
Nasıllar, niçinler, nedenler; ardı arkası kesilmeyen dimağımın içindeki sorular.
Sorular büyüktü, cevaplarım küçüktü.
Fakat sorular acele etmezdi.
Hâlâ yanımdalar.
Karın içinde ayaklarımın altındaki patika, kırt kırt diye konuşuyordu benimle.
Küçük şehrimin sokakları, nefesini karın içine saklamıştı.
Sokaklar huşu ile dinliyor, kar ise usulca anlatıyordu.
Doğa, o gün yeni bir türkü yoğuruyordu; sözsüz, anlamlı.
Ben yürüyordum hâlâ, bir metre ötesini göremediğim o vakitte.
Zaman artık düz bir çizgi değildi benim için.
Bükülmüş, eğrilmiş, içimde helezonik bir akışla dönüyordu.
Bir an eve dönebileceğimi düşündüm.
Sobanın üstünde bakraçta kaynayan suyun sesini hayal ettim.
O ses…
Hadi gel diyen bir sıcaklıktı.
Ama adımlarım çoğaldı.
Bir, iki kilometre…
Soğuk, kalbime doğru yürümeye başladı.
Üşüdüm.
Geri dönmenin vakti gelmişti.
Evin sıcaklığı…
Aver Soba…
Sacın üstünde yapılan lavaş ekmek…
Mezra Fakir Çeşmesi’nden doldurulmuş suyla demlenen çayın buğusu…
Ekmek bölünürken bölünmeyen bir şey vardı: huzur.
Dışarıda kar, tipi, soğuk ve yalnızlık…
İçeride ateş, ekmek kokusu ve birlikte durmanın sıcaklığı…
O gün öğrendim ben:
Soğuk sadece havada değildir.
Sıcaklık yalnızca ateşten doğmaz.
Kar sadece öğretmez; şaşırtır da beşeri.
O gün tipiden yolunu şaşıran Ali öğretmene rastladım.
Kar her yeri aynı yapmıştı.
“Ali Ağabey, nereye?” diye sordum.
“Eve gidiyorum,” dedi.
Güldük, aynı sevinci yaşamış gibi.
“Sen çok gelmişsin,” dedim.
Yol eve benziyordu ama ev değildi.
Zaman da bazen böyledir.
Bir başka saati o günün, Şevket Amca tipiden evini fark edememişti.
Evinin önünde durmuş, karın ortasında kendi kendine soruyordu:
“Bizim ev neredeydi?”
Gülemedik bu defa, çünkü ikimiz de biliyorduk:
Kimi zaman insan, en çok bildiği yeri kaybeder.
O patika yol;
Birinci Köprü’yü geçer, İkinci Köprü’ye yaklaşır,
Şeyh Ahmet Türbesi’nin maneviyatına yaslanırdı.
Orada rüzgâr daha sakin eserdi.
Sanki dua eder gibi.
Ben yürürken hayallerim de yürürdü benimle.
İyi bir hatip olma hayali…
Bir gün insanların karşısında konuşmak…
Sözle yol açmak…
Belediye başkanı olmak…
Milletvekili olmak…
Belki de sadece: bir ses olmak.
Karın üzerinde yürüyen o çocuk, kalbinin içinde bir kürsü taşıyordu.
Zaman geçti sanılır.
Oysa zaman geçmez ki; zaman, insanın yüreğine kar gibi çöker.
O çocuk hâlâ yürüyor.
Patika hâlâ uzuyor.
Kar hâlâ yağıyor silinmez izleriyle; yalnızca beyazın altına çekilir.
Benliğimde, hatırlamayı unutmaz.
Bir yerlerde Birinci Köprü ile İkinci Köprü arasında,
Şeyh Ahmet Türbesi’nin maneviyatında,
bir soru hâlâ cevap arıyor: Ben kimim?
Belki cevap sobanın ateşinde değil, yolun sonunda da değil.
Belki cevap, “geri dön” denilen yerde, yürümeye devam ettiğim o anda…
Karın altında.
Tipinin ortasında.
Sessizliğin içinde.
Yüreğimin en ücra köşesinde.
Tekrarlanan düşlerimin içinde.
Ben, kışın zibânı altında cevabını bulduğumu sandığım her an, o çocuğun, benim, çiçekli lila gömleğin/m/i yeniden, yeniden hatırlıyorum her uykudan uyanışımda.











Yorum Yazın
Facebook Yorum