-Bir kalbin sessiz tribünü-
Bazen bir tezahürat, bir insanın kalbine taş gibi düşer.
Biz topun ağlara gidişini görürüz, ama o taşın kalpte çıkardığı sızıyı duymayız.
Bir polis memuru...
Gökyüzü kadar geniş bir sabrı, dağlar kadar koca bir yüreği vardı.
Doğduğu şehrin rüzgârını ardında bırakmış, ekmeğini Bingöl’ün soğuk sularında yoğurmuştu.
Karın, tipiyle yarıştığı günlerde bile;
Güvenliğin adı, huzurun nöbetçisiydi.
O gün, Bingölspor’un maçında görevliydi.
Rakip takım, doğduğu şehrin takımıydı.
Suyunu içtiği, toprağını öptüğü, çocukluğunu yaşadığı şehir…
Belki tribünlerde bir çocukluk dostunu görecekti.
Belki yıllar sonra memleket kokusunu bir tezahüratla içine çekecekti.
Ama maç başladığında, tribünlerden yükselen sesler bir anda yüreğini paramparça eden bir şimşek gibi düştü kalbine.
Sözler, taş kesilmişti.
İnciten nidalar, sanki şehirlerin değil, kalplerin arasına örülüyordu.
Oysa o, Bingöl’e de, memleketine de aynı sevdayla bağlıydı.
Birinde doğmuş, diğerinde yaşamı yeşertmişti.
Ne tam misafirdi birinde, ne tam sahibi diğerinde.
İki yaka arasında asılı kalmış bir hüzün köprüsüydü.
Altından tezahürat/lar nehri akıyor, üstünden sevgi rüzgârı geçmiyordu.
Ve o an anladı:
Bazen en çok, iki şehrin de evladı olanlar incinir.
Çünkü onlar iki toprağın da yükünü omuzlar;
ama alkışta da, öfkede de arada kalırlar.
Sahada top yuvarlanırken, o yüreğinde iki sevdanın çarpışmasını duydu.
Bir tarafında çocukluğunun tozlu sokağında top koşturan benliği, diğer yanında Bingöl’ün yaşantısında yoğrulmuş sorumluluğu…
Maçın ortasında, tribünlerden yükselen menfii tezahüratlar yüreğini incitti.
Kelimeler sıradan görünürken, bazen insanın kimliğini unutturur.
Bir tezahürat, bir ses, bir öfke anı...
Hepsi bir kalbin odasında hüzünle çınlar.
Polis memuru o gün sadece görevde değildi; geçmişiyle bugünü, sevgisiyle sadakati arasında ince bir çizgide yürüyordu.
Bir yanda memleketinin renkleri, diğer yanda ekmeğini paylaştığı şehir.
Rüzgârın serinliğini değil, kalbinin sızısını hissediyordu.
Ve kendi kendine söylendi:
“Keşke herkes, karşısındakini kendi şehrinin bir parçası gibi görebilseydi...”
Çünkü spor sadece skor değildir; bir şehrin aynası, bir halkın terbiyesi, bir kalbin dili olur bazen.
Tribünlerde yükselen her kelime, yalnız havaya değil, gönüllere de yazılır.
Bir kelime, bir gönlü onarır.
Bir kelime, birini fütursuzca kırar.
Unutmayalım:
Bingöl’ün hanesine yalnız goller değil, hoşnut edilmiş gönüller de yazılır.
Her söz ya bir güzellik olur, ya bir incinmişliğe yol olur.
Gerçek başarı, tabelada değil; dostlukta yazandır.
Ve bazen en büyük centilmenlik, bir tezahürat/ı/ları yapmamakta gizlidir.
O gün, tribünlerden dökülen her sesin arasında bir dinginlik vardı:
O dinginlikte bir kalbin kırılış sesi duyuluyordu.
Ve o kalp, hâlâ aynı duasıyla nöbetteydi:
“Allah kimseyi, kendi memleketinin tezahüratında yabancı bırakmasın...”











Yorum Yazın
Facebook Yorum