Bingöl’de değişmeyen yüzlerin gölgesinde
siyaset, yıllardır tanıdık bir döngünün içinde dönüp duruyor.
Her seçimde aynı yüzler, aynı sözler, aynı vaatler…
Değişen tek şey, takvimler.
Ama değişmeyen ise koltuk sevdası.
Peki, milletvekili ya da belediye başkanı, encümen olmak için gerçekten ne gerekiyor?
Yasa başka bir şey söylüyor, hayat başka.
Yasalarda yaş, eğitim, seçmen iradesi yeterli görülüyor.
Ama sahaya inince görüyoruz ki; güçlü bir aile, partilerde sağlam bir dayanak, geniş bir akraba çevresi ve hatırı sayılır bir bütçe daha belirleyici oluyor.
Yani mesele, hizmet değil; bağlantı.
Neden yıllardır aynı yüzler?
Çünkü siyaset, halka açılan bir hizmet kapısı değil; belli ellerin elinde dönen bir hakimiyet alanı haline gelmiş.
Seçmen ise çoğu zaman bildiğine oy verme psikolojisiyle hareket ediyor.
"Tanıdığım biri olsun" diyor, hiç tanımadığımdansa, tanıdığım götürsün” diyor.
İşte tam burada başlıyor öğrenilmiş çaresizlik:
"Zaten değişmeyecek…"
Rutinleşmiş teamüllerle kurulan düzen.
Bingöl'de yıllardır memur atamalarından ihalelere, proje dağıtımlarından kurum içi terfilere kadar liyakat değil; tanıdıklık, hemşerilik ve akrabalık ilişkileri belirleyici oldu.
Yani sadece vekillik, başkanlık koltuğu değil; kamu hizmeti koltukları da aynı patikanın devamı.
Yakını olan işe girdi, yakını olmayan şansını bir dahaki sefere bıraktı.
Peki seçmen?
Esnaf, öğrenci, emekli, memur… herkes hayal kırıklığını içine gömdü.
İşsizlik arttı, göç hızlandı, gençler umutlarını başka şehirlere taşıdı.
Bingöl’de doğan nice dimağ, memleketine değil; büyük şehirlerin gölgelerine emanet edildi.
Ve ne yazık ki gidenlerin çoğu geri dönmedi.
Yeni bir siyasi kültüre neden ihtiyaç var?
Çünkü biz artık oy verirken işini yürüten değil hizmet eden insanlara ihtiyacımız olduğunu hatırlamalıyız.
Çünkü artık birilerinin çocukları işe alınırken, diğerlerinin çocukları umutlarını kaybetmesin.
Çünkü seçimden seçime hatırlanan seçmen değil; her gün gözetilen bir seçmen olalım.
Yüzleşme vakti gelmedi mi artık?
Neden adaylık süreçleri seçmenden gizli yürütülüyor?
Neden liyakat değil, yakınlık kazanıyor?
Neden kamu görevleri, kişisel sadakatle değil, topluma sadakatle verilmesin?
Neden gençler bu sürece dahil edilmiyor?
Ve neden hep bir dahaki seçim deniliyor?
Çözümü hepimiz biliyoruz.
Adaylık süreçleri şeffaflaştırılmalı.
Partiler içi demokrasi işletilmeli.
Gençlerin ve kadınların siyasete katılımı cesaretle desteklenmeli.
Liyakate dayalı kamu atamaları yasal güvenceye alınmalı.
Medya, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler siyaset üzerinde yönlendirici bir güç haline getirilmeli.
Empati olmadan siyaset olmaz.
Bir anneyi düşün. Evladına iş bulamıyor, sağlık hizmeti almakta zorlanıyor ama yine de oy veriyor.
Bir genç düşün. Okumuş, dönmüş, iş arıyor ama yakını yok diye bekliyor.
Bir siyasetçi(leri) düşün. Koltuğu sevmiş ama halkı unutmuş.
Gerçekten koltuklar mı kıymetli, yoksa halkın duası mı?
Artık "Bingöl'de böyle gelmiş böyle gider" lafını kırma zamanı değil mi?
Artık yeni yüzler, yeni fikirler, yeni yollar açma zamanı değil mi?
Çünkü gerçek değişim, seçmenin vicdanından, dimağından, yüreğinden başlar oya dönüşürken.
Bingöl için, artık vicdanla konuşma zamanı gelmedi mi?











Yorum Yazın
Facebook Yorum