Okuduğun her kitap, zihninden akıp giden su gibi olabilir.
Sayfaları çevirirken unuttuğun yüzlerce cümle, binlerce kelime olabilir.
Peki ya hatırlamadığın o satırlar, hatırladıklarından daha çok şey bırakmışsa sende?
Çünkü insan, her hatırladığını anlamaz;
Ama her anladığını da hatırlamak zorunda değildir.
Okumak, zihinle yapılan bir yürüyüş değil sadece ruhla çıkılan bir yolculuktur.
Her kelime bir çakıl taşı gibi iz bırakır içimizde.
Her hikâye, bilinçaltımıza bıraktığı bir pusula olur bazen.
Nerede, ne zaman karşımıza çıkacağını bilmediğimiz bir yön duygusu…
Sen, sayfaları çevirirken sadece bilgi değil, kendini de okursun aslında.
Zamanla anlarsın: Okumak biriktirmek değil; çözülmektir.
Kaskatı kalıplarından, önyargılarından, dar bakışlarından çözülmek.
Okudukça fark edersin ki…
İnsan kitaplardan önce kendini okuması gereken bir varlıktır.
Unuttuğun her şeyin içinden sızan bir aydınlık kalır sende.
Tıpkı süzgeçten geçerken suyun arındırdığı pas gibi...
Sen, fark etmeden temizlenirsin.
Süzgeç olmak, dolmaktan vazgeçmektir.
Boşluklarınla barışmak, eksik kalmakla bilgeleşmektir.
Bilmemek değil, susmak öğretir bazen sana en derin anlamları.
İşte bu yüzden, kitap okumak unutmak için değil, dönüşmek içindir.
Gözlerin satırları terk ettiğinde bile, ruhun o cümlelerde yürümeye devam eder.
Belki de en güzel yolculuklar, unutulan kitapların gölgesinde başlar.
Ve insan, bir gün dönüp içini yokladığında,
Orada süzgeçten süzülen ışıktan yapılma bir sessizlik bulur.
O sessizlikte yankılanan tek bir cümle yeter:
Ben artık aynı kişi değilim.
Ve bu, her kitabın sana bıraktığı en değerli izdir.











Yorum Yazın
Facebook Yorum