Çapakçur’un ocak ayazından kopup sana doğru yürüyen bir yalnızlıktır bu kelâmlar.
Bingöl, sabah ezanı ile uyanırken Karlıova karı bir bıçak gibi keser zamanı; nefes içerde donar, kelimeler ağızdan çıkmadan tükenir.
Şehrin sokakları konuşmaz; suskunluk, ağır bir kar örtüsü gibi insanın yüreğine çöker.
Ben orada dururum.
Benliğimdeki yıkıntıları seyrederim.
Uzun yıllar hayat beni sensiz, aynı yerde unutur.
İnsanlar var sanırdım; evler, yüzler, sesler…
Perdesi aralanınca hepsi ödünçmüş meğer.
Sığınacak bir yer kalmayınca insan, kendi içine sürgün edilir.
Ben o sürgünü yaşarım.
Toprağa bıraktığım her murad Çapakçur Ovası’nda filizlenir.
Peşisıra zamanın içinden birileri gelir, köklerini söker acımadan.
Geride yalnızca gölgesi kalır; toprağın hafızası gibi açık, kabuk bağlamayan.
Uzak kalanlara baka baka yaşlanırım.
Günün solduğu vakit, Kiğı Kalesi’nin gölgesi düşer üstüme.
Eski zaman kalıntıları bile benden daha az yorgun.
Gençliğim Göltepesi’nden aşağı zamanın eğiminde kayıp giderdi; çocukluğum Genç'in tren raylarında kaybolurdu.
Yüreğimde kalan ne varsa, kar altında beklerdi; buza durmuş hâliyle.
Bilahare sen çıkardın karşıma.
Bir kapı aralanır; içeri giren sen olursun.
Bakmaya cesaret edemezdim, biliyorsun.
İnsan kurtuluşuna bakamaz ki; elbet bitap düşerdi, rivayette.
Sen Bingöl’ün kışının ruhunu taşımıyordun.
Karın altında bekleyen toprak gibiydin; sert görünen, içinde hayat taşıyan.
Haykırışın, Genç Çayı’nın bahar öncesi hâliydi; taşkın, durdurulamaz, kendi yolunu bilen.
Yüreğimde yıllarca kilitli kalan ne varsa, sende anlamını bulurdu.
2008…
Bir yıl değil, bir doğumdu yeniden.
Takvimden çok kalbime yazılan.
O yıl yürümeyi yeniden öğrendim.
Gülüşün ne demek olduğunu,bir insanın bir başka insana nasıl yaslanacağını senden öğrendim.
Acıyı da senden öğrendim; açlığı, üşümeyi, yokluğu da…
Hepsi sende gerçekti, arıydı.
Tuvale resmini çizerken ellerim titredi; renkler senden miras taşırdı gözlere hitabında.
Notalara döktüğüm her ezgi, senin gölgeni arardı.
Yüreğimde bir ülke kuruldu.
Adı sen.
Şimdi yine kar yağıyor Bingöl’e.
Ocak ayı bu şehirde gönül koyar.
Sen yoksun diye.
Anlıyorum…
Kaybolmak istedin.
İnsan değil miki sevilmekten korkan?
Bilmeni isterim ki: Bu sevda ne derin anlatılara sığar ne de düşsel olana.
Ne anlatılırdı ne de unutulurdu.
Yürekte bir yük gibi dolaşırdı yokluğundaki varlığınla.
Hatıralara karışan bir günün olursa Karlıova yolunda durup şehre bakarsan, ya da Genç Çayı’nda suya eğilirsen, bilmiyorum işte; Çapakçur’da toprağa ayak basarsan, orada beni bulacaksın.
Ben hâlâ aynı yerdeyim.
Toprağa tohum saçan, bekleyen, eksilen.
Zaman…
Adın hâlâ içimde,
bir başlangıç sen...
.











Yorum Yazın
Facebook Yorum